15 Aralık 2014 Pazartesi

Ruhani Alıştırma Olarak Felsefe’ye Örnek: Sokrates Gibi Savunmak - Osman Vahdet İşsevenler



‘RUHANİ ALIŞTIRMA OLARAK FELSEFE'YE ÖRNEK: SOCRATES GİBİ SAVUNMAK[1]


Osman Vahdet İşsevenler



I

Rivayet odur ki; Sokrates hakkında idama hükmolunduktan sonra, eşi, Sokrates’e “Sen suçsuzsun, yok yere idam ediyorlar seni.” der. Sokrates ise “Suçlu olduğum için idam etselerdi daha mı iyiydi?” karşılığını verir. Hikayeye gerçek muamelesi yapılabilmesini sağlayan herhalde Sokrates’in baldıran zehrini neredeyse seve seve içmesidir. Onu ölüme hazır edenin ne olduğu, idam hükmünü nasıl olup da bu kadar kolay göğüslediği sorularına cevap ruhani bir alıştırma olan felsefenin ölüme hazırlanmak oluşudur. Bunu tanıtma niyetindeyim, zira kişisel gelişim kitaplarındansa antik metinlere başvurmak gibi bir olasılık var.

1 Aralık 2014 Pazartesi

Hart-Devlin Tartışması (Yeterlilik Sınavı Çalışma Notları) - Umut Koloş



HART-DEVLIN TARTIŞMASI (YETERLİLİK SINAVI ÇALIŞMA NOTLARI)*


Umut KOLOŞ

Tartışmayı Doğuran Olaylar
İngiltere’de, 1950’li yıllarda, gerek fahişeliğe ve gerekse eşcinselliğe ilişkin ceza hukuku normları konusunda bir tatminsizlik hissedilmiş ve bu konular üzerinde çalışma yapıp önerilerde bulunmak üzere Wolfenden Komitesi (1954-1957) toplanmıştır. Komite, 1957 yılında Wolfenden Raporu olarak bilinen “Eşcinsel Suçlar ve Fahişelik Üzerine Komite Raporu”nu yayınlamıştır.

Raporun özü şudur:

Mill’de Kendine Zarar Verme Özgürlüğü Var Mı? - Muzaffer Dülger



MILL'DE KENDİNE ZARAR VERME ÖZGÜRLÜĞÜ VAR MI?


Muzaffer Dülger


Uslanmaz bir uyuşturucu müptelası düşünün, ülkemizde olduğu gibi pek çok ülkede de uygulanan tedbirler ve tedaviler uygulanır, fakat müptela içmeye devam eder, devam edeceği de ayan beyan ortadadır. Bu insan kendine zarar verdiğinin bilincinde ise ve buna devam ediyorsa, üstelik -o her yerden peyda olan- akıl sağlığı da gayet yerinde ise, şöyle der mi der; “kardeşim neden karışıyorsunuz, belki ben intihar edişimi sürece yaydım? Üstelik bu şeyin zararlı olduğunu da biliyorum, bu yüzden kimseye de vermiyorum, sadece kendim için kullanıyorum, kullanmaya da devam edeceğim…” (Biraz daha iç burkucu ve çevresel etkiyi de içerir hale sokalım) “…Hadi bunu bir kenara bırakın, benim için üzülecek, mutsuz olacak bir kimse de yok zaten, sessizce bir köşede öleceğim, bilincindeyim, ne karışıyorsunuz?” Şimdi uyuşturucu suçları üzerine oturaklı düzenlemeleri olan bir kamusal otorite olarak çıkın işin içinden; aslında gayet basit ve olası bir sorun, birisi kendisine zarar vermek (hatta ölmek) istiyor…

15 Kasım 2014 Cumartesi

Dünyada 20.000 Gün'den Çıkarsanmış Bir Düşünce ve Hissedilmiş Bir Şeyler Üzerine Bir El Yazı - Emre Partalcı



DÜNYADA 20.000 GÜN'DEN ÇIKARSANMIŞ BİR DÜŞÜNCE VE HİSSEDİLMİŞ 

BİR ŞEYLER ÜZERİNE BİR EL YAZI*


Emre Partalcı


Dünya'da 20.000 Gün'ün odağında bir rock yıldızı Nick Cave var. Ancak bu durum izleyiciyi filmin biyografi ya da müzikal olacağı yönünde bir beklentiye ya da bu yönde bir önyargıya (şüphesiz bu durum Nick Cave hakkında bir beklentiye sahip olup olunmamasına göre değişir) sevk etmemeli. Ayrıca belirtmekte yarar var; film Nick Cave'in bu dünyada geçirmiş olduğu yirmi bin günü kronolojik olarak ele alıyor da değil. Ancak belki, dünyada geçen bu yirmi bin günün bir hülasası olarak Nick Cave'in beyazperdede izlediğiniz o anını gösteriyor. Bu an şüphesiz çok değerlidir. Çünkü hakkı verilerek deneyimlenmiş bir hayatın, bir büyük yetenekte cisimleşmesi tek tek bu anların hepsinde (yaklaşık yüz dakika boyunca) seyirciye sunulmuştur. Dünya'da 20.000 Gün bir büyük sanatçının, sanatını üretme sürecine odaklanan bir yapım.

1 Kasım 2014 Cumartesi

Hart-Fuller Tartışması (Yeterlilik Sınavı Çalışma Notları) - Umut Koloş



HART-FULLER TARTIŞMASI (YETERLİLİK SINAVI ÇALIŞMA NOTLARI)*


Umut KOLOŞ


Söz konusu tartışmaya ilişkin temel metinler, Hart’ın Harvard Law Review’nun 1958 tarihli 71. sayısı’nda yer alan “Pozitivizm ve Hukuk ile Ahlâkın Ayrılması” (Positivism and the Seperation of Law and Morals)[1] başlıklı makalesi ile Lon Fuller’ın aynı dergide Hart’a cevap olarak yazdığı “Pozitivizm ve Hukuka Sadakat – Profesör Hart’a Bir Yanıt” (Positivism and Fidelity to Law – A Reply to Professor Hart)[2] başlıklı makalesidir.

Hart, tartışmaya, adı geçen makalesinde girişir ve hukuk ile ahlâkın ayrılması gerektiği düşüncesine yönelen üç eleştiriye üç başlık ile yanıt vermeye çabalar. Bu başlıklar: hak, yarı-gölgeli kurallar (penumbral rules) ve ahlâka aykırı yasaların hukuk olmaklığı olarak ifade edilebilir.

15 Ekim 2014 Çarşamba

HFSA 2014 Programı

Program*

04.11.2014 Salı

AÇILIŞ – Eczacılık Fakültesi Amfi A** (10.00-12.00)

Prof. Dr. Yasemin Işıktaç
Toplantı Yönetmeni
Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
HFSA Kurucusu
Prof. Dr. Adem Sözüer
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı
Av. Doç. Dr. Ümit Kocasakal
İstanbul Barosu Başkanı

15 Haziran 2014 Pazar

Kusura Bakmayın Sayın Hukukçular, Size Üniversite Diploması Veremiyoruz! - Ertuğrul Uzun



‘KUSURA BAKMAYIN SAYIN HUKUKÇULAR, SİZE ÜNİVERSİTE DİPLOMASI VEREMİYORUZ!’

Ertuğrul Uzun

       Hukuk hayatımıza her geçen gün daha fazla etki ediyor. Sosyal bilimcilerin ‘modernleşme’ tabir ettikleri sürece uygun olarak devlet hem daha çok alanı kurallarla düzenliyor hem de bireyler eskiye oranla hukuka, daha doğrusu hukuki mekanizmalara daha çok müracaat ediyor. Attığımız her adımın bizi hukuki bir sürece dahil etme ihtimali, doğrudan kendimizle ilgili olmasa dahi her türlü hukuki düzenlemeye ve yargı kararına karşı daha duyarlı olmamıza neden oluyor. Nihayetinde hukuk; kurallarıyla, yargı kararlarıyla ve kararların infazıyla birlikte gündelik yaşamımızın tartışma gündeminde mutlaka kendine yer buluyor.

1 Haziran 2014 Pazar

Türk Ceza Hukuku Öğreniminde Yeni Ama Geç Kalınmış Bir Adım: "Ceza Hukukunun Felsefi Temelleri" - İlker Tepe



TÜRK CEZA HUKUKU ÖĞRENİMİNDE YENİ AMA GEÇ KALINMIŞ BİR ADIM: “CEZA HUKUKUNUN FELSEFİ TEMELLERİ”



İlker Tepe*


Türkiye’de hukuk öğrenimi ve hukukçu eğitimi ile ilgili çok ciddi sorunların olduğu ortadadır ve bu tespitin kendisi artık bir “klişe”ye dönüşmüştür. Çünkü yıllardan beri aynı sorunlar etrafında dönüp durulmakta ancak sorunların çözümü noktasında bir arpa boyu kadar yol katedilememektedir. Şüphesiz ki, bu değerlendirme söz konusu sorunların küçümsendiği şeklinde anlaşılmamalıdır. Kaldı ki, hiçbir sorunu tek başına ele almamak gerekir. Zira sorun olarak tartışılan şey, çoğu zaman sadece bir “sonuç”tan ibarettir ve her sonuç kendini sağlayan sebep ve koşullarla birlikte anlamlıdır. Dolayısıyla Türkiye gibi “dört tarafı sorunlarla çevrili” bir ülkede (hukuk öğrenimi ve hukukçu eğitimiyle ilgili sorunlar da dahil olmak üzere) temel sorunları çözmenin çok da kolay olmadığının farkında olmak gerekir.

(Hukuk Eğitiminde) Hukuk Felsefesi İçin Savaşım: Yöntem ve Sorunlar - Imer B. Flores


(HUKUK EĞİTİMİNDE) HUKUK FELSEFESİ İÇİN SAVAŞIM

YÖNTEM VE SORUNLAR


(Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Arkivi’nin 18. sayısında yayınlanmıştır.)

Imer B. Flores*

Çev.: Ö. Didem Aydın

Adaletsizliğe karşı gösterilecek direniş, hukuksal alanda haksızlığa karşı direniş, hukuksal hak sahibi herkesin ödevidir, hem kendi kendilerine karşı –çünkü bu ahlaki bir nefsini koruma emridir- hem topluluğa karşı –çünkü hukukun kendini kabul ettirebilmesi için bu direniş evrensel olmak zorundadır.

Rudolf von Jhering, Hukuk İçin Savaş (1872).

15 Mayıs 2014 Perşembe

Bu Yazı, Boş Bir Zihnin Kalabalığından İbarettir - iühf'ten Bir Öğrenci



BU YAZI, BOŞ BİR ZİHNİN KALABALIKLIĞINDAN İBARETTİR

iühf’ten bir öğrenci


“Yokluk her zaman çoklukla eş anlamlıdır ve
boş bir zihinden daha kalabalık bir şey yoktur.”


Lisans eğitimi boyunca binlerce zihinde ansızın beliren ve ekosu bozuk amfiden içeri girerken, girmeye çalışırken, girmek için canhıraş savaşırken belirdiği hızla uçup giden lakırdılardır.

Her gün zafer takından geçip sağdaki kestane ağacına selam vererek güne başlama hevesi kursağında kalmış yığınların derdi değildir elbette.

Felsefe Neden Yüzyılı Aşkın Bir Süredir Hukuk Eğitiminde Önemli Bir Yer İşgal Etmektedir - Brian Leiter


FELSEFE NEDEN YÜZYILI AŞKIN SÜREDİR HUKUK EĞİTİMİNDE ÖNEMLİ BİR YER İŞGAL ETMEKTEDİR?

Brian Leiter
Çev. Şule Şahin Ceylan

Amerikan hukuk eğitimiyle ilgili olarak önceki bir yazımda, 150 yılı aşkın süredir ekonomi, psikoloji ve tarih gibi farklı disiplinlerin hukuk çalışmalarında önemli rol oynamasına yol açan gelişmelerden bahsetmiştim. Hakkında pek de beyanda bulunmadığım disiplin, kendi çalışma alanım yani felsefeydi. Oysa Avrupa ve Anglofon geleneklerinde felsefi yaklaşımın hukuk eğitimindeki önemi, diğer disiplinlere nazaran oldukça köklü bir geçmişe dayanmaktadır.

1 Mayıs 2014 Perşembe

Hukuk Eğitim ve Öğretimine Dair - Sümeyra Özçimen

HUKUK EĞİTİM VE ÖĞRETİMİNE DAİR

Sümeyra Özçimen


       Batı’da geliştirilen ve neredeyse tüm dünyada da uygulanan eğitim sistemi, niteliğe değil, niceliğe; hakikate değil malumata; anlamaya değil bilmeye dayalı. Nasıl daha fazla üretebiliriz/tüketebiliriz/ güç elde edebiliriz? ’in kaygısını güden bir eğitim sistemi, niçin’i ne soruyor ne de sormaya izin veriyor.  Yalnızca kaosa dönüşebilecek enformasyon yığınları sunuyor. Michel Henry bu durumu ‘’insanın insanlığının açıkça imhası’’, ‘’hayatın inkarı’’ ve ‘’yeryüzünün yağmalanması’’ olarak özetler. Böyle bir eğitim sisteminde öğrenci, içine bilgi yerleştirilen makinalar/bilgisayarlar haline dönüşüyor.

Hukuk Eğitiminde Sorunu Doğru Teşhis Etmek - Ertuğrul Uzun



HUKUK EĞİTİMİNDE SORUNU DOĞRU TEŞHİS ETMEK



Ertuğrul Uzun


       Hukuk fakültelerinin sayısı ve kontenjanları arttıkça, hukuk eğitimini daha çok konuşur olduk. Hukuk dergilerinde, bloglarda, gazete köşelerinde, sosyal medyada 'hukuk eğitiminin niteliksizleştiği'nden dem vuruluyor, sorunun halli için çeşitli öneriler getiriliyor. Ne var ki, gerek sorunun teşhisinde, gerek sorunun nedenlerinin tesbitinde, gerekse çözüm önerilerinde hem çelişkiler hem de göz ardı edilen bazı hakikatler var.

15 Nisan 2014 Salı

"Anlatılan Senin Hikâyendir" - Zelal Pelin Doğan



“ANLATILAN SENİN HİKÂYENDİR”

Zelal Pelin Doğan


            Temel bir hak olarak kabul edilen ve devlet tarafından kamusal bir hizmet olarak sunulan eğitim, iki karşıt statü yaratan bir süreçtir. Bu süreç, sistemli bir ezen-ezilen ilişkisi kurar. Kurulan bu ilişki biçimi birbirleriyle bilgi alışverişi yaparak öğrenme edimini gerçekleştiren özneler yerine öğreten öznenin karşısına öğrenen nesneyi koyarak bir erk yaratır. Eğitim sürecinde oluşturulan iktidar ilişkisi öğreten özne tarafından tek yönlü bilgi aktarımı, öğretilen bilginin sınanması; öğrenen nesne tarafından ise salt bilginin edinilmesi, edinilen bilginin sınavlarda kullanılması yöntemlerinden beslenir. Eğitim sürecine egemen olan bu ilişki biçimi ve yöntemler öğrenen nesneyi de öğreten özneyi de öğrenme edimine yabancılaştırır. Eğitimin mevcut niteliğinin yarattığı algı eğitimin, eğitimi gerçekleştirenler için kâr, eğitim hizmetinden yararlananlar içinse gelecekte elde edilecek kazanç olarak görülmesidir. Bu metalaştırmanın eğitim sürecindeki etkisi ise; soyut düşünmenin teşviki ve bütünsel gelişimini sağlayacak sanat, felsefe, edebiyat gibi alanların, tarihsel ve eleştirel bilgi biçimlerinin gözden düşmesi ve eğitimden dışlanması biçiminde ortaya çıkar. Eğitim ve eğitim sürecindeki kanıksanmış bu iki rol, sistemleştirilerek mekanikleşir ve yaratılan iktidar ilişkisiyle hiyerarşik bir biçimde de kökleştirilir.

Hukuk Öğretimi Nereye Gidiyor?- Bir Değerlendirme - Gökçe Çataloluk



HUKUK ÖĞRETİMİ NEREYE GİDİYOR?- BİR DEĞERLENDİRME


Gökçe Çataloluk


Eğitime ilişkin tartışmalarının kriz ve yeniden biçimlenme dönemlerinde yoğunlaşması doğal karşılanmalıdır. Özellikle iktidar paydaşlarından birinin “altın nesil” yetiştirme gibi bir vaadi ve “icra makamı”nın dabu vaat doğrultusunda eylemleri göz önündeyken. Yeniden biçimlendirilen eğitim sistemi ve onun temas ettiği bütün alanlar, eşyanın tabiatı gereği, ideolojik bir kurguyu temel alır. Buradan hareket edilirse, devlet ideolojisinin en sağlam taşıyıcısı olan hukukun öğretiminin düzenlenmesinin söz konusu biçimlendirme açısından iki kat önem taşıyacağı öngörülebilir.

1 Nisan 2014 Salı

Birey Olmak ya da Olmamak - Erdal Atabek



BİREY OLMAK YA DA OLMAMAK…*


Erdal Atabek





          ‘Birey olmak’ dendiği zaman toplumumuzda genel olarak anlaşılan ‘bencil olmak’, ‘yalnız kendisi için yaşamak’tır. Bu yanıyla da ‘birey olmak’ dendiği zaman aile değerlerini benimsememek, aileye bağlı olmamak, toplumunu önemsememek, toplumu için yapılacak işlere yakınlık duymamak çağrışımları yapar. Oysa ‘birey olmak’ bunlarla ilişkili olmayan önemli bir gelişimin açıklanmasıdır. Aslında kişinin ‘birey olmaması’ toplumun aile gibi, eğitim kurumları gibi toplumsal kurumlarının bireye yansıttığı bir engellemedir. Onun için de çocuklara karşı davranışlarımızda bu olguyu bilerek hareket etmemizin önemi büyüktür.

Derkenar 4 - Umut Koloş


Derkenar 4:
EĞİTİM DEĞİL!
umut.

Ezberci, anlamdan yoksun ve yoksunlaştırıcı, felsefesiz, mânâ kaygısı olmayan, ilgisiz, bireyci…
Genel olarak eğitim dendiğinde ve özelde hukuk eğitiminde, öğrenci cephesinden dile getirilen sıkıntıları böylece özetleyebiliriz.
Ezberci, tüketici, bilinçlenme çabasından yoksun, felsefesiz, mânâ kaygısı olmayan, ilgisiz, bireyci…
Genel olarak eğitim dendiğinde ve özelde hukuk eğitiminde, eğitimci cephesinden dile getirilen sıkıntıları böylece özetleyebiliriz.

15 Mart 2014 Cumartesi

"Hukuk Adaletsizliktir" - Hüseyin Civan


“HUKUK ADALETSİZLİKTİR”*


Hüseyin Civan





Hukuk ve adalet kavramlarının bu kadar iç içe geçtiği bir zamanda, artık birbirlerinin yerine kullanılan bu kavramlar, belki çoğumuzda bu ikisinin aynı olduğu hissini yaratıyor. İki kavramın birbirlerini ikâme edecek şekilde kullanılıyor olması, devletin her saldırısının adaletli olacağı yanılsamasını yaratıyor. Bu yanılsama tabiî ki, saldırılarını meşrûlaştıran devlet açısından kullanışlı bir durum.

Bir Hukuki Kavram Olarak "Devrim" - Henry Levy Bruhl


BİR HUKUKİ KAVRAM OLARAK “DEVRİM”*


Henry Levy-Bruhl


Çev. Server Tanilli
Hukukçu, mesleği icabı, muhafazakârdır. Hareketsiz bir dünyada yaşar. Her kıpırdanış ürkütür onu, “sınırları değiştirdiği”nden değil, - ister istemez - hakları ihlâl ettiği için.. Hukukçu, kendine şiar olarak şunu alsa pekâlâ yeridir: “Quieta non movere”. Onun beğendiği dünya görüşü, değişmeyen ve mekanize bir dünyanın görüşüdür.

1 Mart 2014 Cumartesi

Hukuk, Politika, Marksizm: Hukuk Üzerine Teorik Bir Çalışma İçin Ayrım Halkaları - Vedat Aytaç



Hukuk, Politika, Marksizm: Hukuk Üzerine Teorik Bir Çalışma İçin Ayrım Halkaları*

Vedat Aytaç


Hukuku ve toplumu, bilme’nin konusu yapmayı düşünen bir çalışma, önce bir ‘bilgi teorisi’nin felsefe nesneleri ile karşılaşır: Özne, nesne, özgürlük, irade, birey vb. Bunlar “egemen burjuva klasik felsefesinin temel taşlarıdır” ve bu alan, Althusser’in deyimiyle, başka bir bilim felsefesine (epistemoloji) sahip olması gereken Marksistler için başa çıkılması gereken tuzaklarla doludur. Ete kemiğe bürünmüş bir fani olan Marksizmin kurucusunun da, hiç değilse başlangıçta (Bazı Marksistlere göre daha sonra da) söz konusu felsefe nesneleri ile uğraştığı biliniyor ama, onu Marksizmin kurucusu yapan şey, sözünü edeceğimiz tarih felsefelerinden kopuşu sağlayan şeydir: Epistemolojik Kopuş.

Çağdaş Marksizmde Adalet Tartışmaları - Ferda Keskin


ÇAĞDAŞ MARKSİZMDE ADALET TARTIŞMALARI**

Ferda Keskin*
Marx'ın eserlerinin kapitalizmin bugüne kadar geliştirilmiş en gelişkin ve radikal eleştirisini içerdiği konusunda hiçbir kuşku yok. Ama bu eleştirinin adalet temelli olup olmadığı uzun sürmüş bir tartışmaya yol açan tartışmalı bir konu. Bu soru üzerinde yoğunlaşan mevcut makale, ilk olarak Marx'ın kapitalizmi adaletsiz bulmadığı ama onu başka nedenlerle mahkûm ettiği iddiasını ayrıntıyla ele alıyor. Ardından, karşı görüşün üç ayrı versiyonu tartışılıp içerdikleri sorunlar gösteriliyor: Marx'ın kapitalizmi kapitalist adalet standartlarına göre adaletsiz bulduğu iddiası, Marx'ın kapitalizmi postkapitapitalist ama göreceli bir adalet anlayışına uygun olarak adaletsiz bulduğu iddiası ve son olarak Marx'ın kapitalizmi tarihaşırı bir adalet anlayışına göre adaletsiz bulduğu iddiası. Makalenin sonunda bu iddiaların, Marx'ın kapitalizm eleştirisinde adalet kavramına yer olmadığı iddiasına karşı ciddi bir alternatif oluşturmadığı sonucundan hareket edilerek Marx'ın kapitalizm eleştirisinin en iyi Marx'ın kapitalist işbölümü ile bu işbölümünün içerdiği sorunlara itirazı üzerinden anlaşılabileceği öne sürülüyor.

15 Şubat 2014 Cumartesi

İnsan Haklarının Felsefi Temelleri - Mihailo Markoviç



İnsan Haklarının Felsefi Temelleri


Mihailo Markoviç


çev. Görkem Birinci


Temel medeni haklar ve özgürlükler geçmişteki demokratik devrimlerin büyük başarılarıdır. Bu haklar, her toplumda insanın özgür bir yaşam sürmesinin −yeterli olmasa da− zorunlu koşullarıdır. Bu hakları sırf “formel”, “soyut” ya da “burjuva” oldukları için reddeden ya da küçümseyen bir eleştiri −özellikle de söz konusu eleştiri “burjuva” düzeyini aşmış toplumlardan değil, henüz o düzeye bile ulaşmamış toplumlardan yapıldığında− tarihsel bağlamdan yoksundur ve saldırgan bir obskurantizm (obscurantism) ifade eder.

"Marksizm ve Hukuk" Yazın İncelemesi - Onur Karahanoğulları

“MARKSİZM VE HUKUK” YAZIN İNCELEMESİ
Onur Karahanoğulları

Giriş
“Marksizm ve Hukuk” başlığını taşıyan ilk çalışmamızda, Marx ve Engels’in eserlerinde hukuk konulu bir gezinti yapmayı amaçlamıştık. Bu kez, Marksizm ve hukuk bağlantısını kuran çalışmaların incelenmesi, bir yazın derlemesi yapılması amaçlanmaktadır. Marx ve Engels’in eserlerini temel alarak “hukuk” kavramının klasiklerdeki yerini inceleyen ilk çalışmada, mümkün olduğunca yorum yapmaktan kaçınılmıştı. Amaç, Marx ve Engels’in hukuk konusundaki görüşlerini, daha sonraki çalışmalarımıza temel oluşturacak özgün bir tasnif çerçevesinde ilk elden aktarmaktı.

1 Şubat 2014 Cumartesi

Derkenar 3 - Umut Koloş

Derkenar 3:
“MARKSİZMİN HUKUKU”
umut.


“Marksizmin Hukuku”… İlk bakışta “Var mı böyle bir şey ki?” diye sordurtacak cinsten bir ifade…. Cevap ise başlığın kendisinde bulunuyor zaten: “Evet, Marksizmin bir ‘hukuku’ vardır!”
Öyleyse bu ‘hukuk’ nedir, nasıl bir ‘hukuk’tur?

Marksizm ve Hukuk - Onur Karahanoğulları

MARKSİZM VE HUKUK[*]


Onur Karahanoğulları
Marksizm ve hukuk. Ne kadar rahatlıkla kurulabilecek bir ilgi. Marksizm, mutlaka hukukla ilgilenmiştir. Hukuku incelemiştir. Öyle ya, ekonomiyle, tarihle, dinle, ahlakla, ruhlarımızla ilgilenen; kısacası insana dair pek çok konuda sözü olan Marksizm, hukuka yabancı kalmış olamaz. Marx ve Engels veya onların açtığı kuramsal damar içinde yer alanlar mutlaka hukuku incelemiş, bir hukuk teorisi inşa etmişlerdir. Feminist, postmodernist, hukuk teorileri bile var. Elbette Marksist hukuk teorisi de vardır?
Var mı?

15 Ocak 2014 Çarşamba

Gündelik Hayatın Gözetimi: "Panoptikon Toplumu" - Meral Tümurtürkan



GÜNDELİK HAYATIN GÖZETİMİ: "PANOPTİKON TOPLUMU"


Meral Tümurtürkan[*]



Gözetim olgusu, önemli bir denetim türü olarak insanlık tarihi içinde hep var olmuştur. Fakat modern devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, gözetim pratiklerinin biçimi değişmiş, gündelik hayat gelişen teknolojik cihazlarla daha kolay izlenir hale gelmiştir. Gözetim faaliyetlerine ilişkin çeşitlenme tarih boyunca artarak devam etmiş, enformatik devrimi ile birlikte en üst düzeye ulaşmıştır. Bu yüzden günümüz toplumları gözetim toplumları olarak adlandırılmış, artan gözetim faaliyetlerine dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Gözetim toplumu kavramı, Bentham'ın mimarisinde, Foucault’nun akademik çalışmalarında ve Orwell'ın karşı ütopyasında çok önceleri ele alınmıştı. Bu çalışma, bu düşünürlerden hareketle gözetimin karakteristik özellikleri, nedenleri ve biçimleri üzerinde durmayı hedeflemektedir.

Mikro-İktidarın Bir Fiziği: Hapishane - Abdurrahman Saygılı

MİKRO-İKTİDARIN BİR FİZİĞİ: HAPİSHANE

                                                                                                                             Abdurrahman Saygılı


              GİRİŞ
Modernite’nin temelinin yaratıcı biçimde yıkmak olduğu kabul edilir. Modern devlet, modern öncesi öncüllerinden farklı olarak gündelik hayatın içerisine kadar girebilen ve gündelik hayatı biçimlendirebilen devlettir. Yönetsel kurallarla modern devlet öznelerin ve yurttaşların hayatlarına müdahale edebilmektedir. Biçimselleşme, dünyayı yeniden yorumlamak ve yönetilebilirliği artırmak kaygısı ile dünyayı oluşturan öğeleri yeniden sınıflamanın bir yoludur[1]. Bu yol, daima sınıflandırıcıdır ve indirgeyici bir süreç olarak, gerçekliği tayin edici niteliklere indirgeyerek kavranır kılar. Kısaca muktedir kılıcıdır[2]. Muktedir kılmayı da kurumlar aracılığı ile yapmaktadır. Çünkü kurumların bireyleri yeniden ve daima şekillendirici özellikleri vardır[3]. Kurumlar, bizim yaşadığımız zamandan önce kurulmuş olabilirler, ancak bir İnsan eylemi ile yaratılıp, tekrar tekrar yaratıldıkları için varlıklarını idame ettirirler. Kısaca onlar “alışkanlık haline gelmiş pratikler”dir[4]. Şu halde üç tip kurumdan söz edilebilir: Maddi tahsisat kurumları, buyurgan iktidar (tahakküm) kurumları ve anlamlandırma kurumları[5].

1 Ocak 2014 Çarşamba

G.I.P. Manifestosu - Michel Foucault, Pierre Vidal-Naquet, Jean-Marie Domenach



HAPİSHANELER ÜZERİNE ENFORMASYON GRUBU MANİFESTOSU*


Michel Foucault, Pierre Vidal-Naquet, Jean-Marie Domenach


çev. Umut Koloş



Hapse girmekten sakınmak hiçbirimiz için kesin değil. Bugün ise her zamankinden daha az. Gündelik yaşam üzerinde polis denetimi sıkılaşıyor: şehrin sokaklarında ve caddelerinde; yabancılar ve gençler üzerinde; düşünce suçları tekrar meydana çıktı: uyuşturucu karşıtı tedbirler keyfîliği artırmakta. “Yakından göz hapsi” altında tutuluyoruz. Bize adalet sisteminin battığını söylüyorlar. Bunu gayet iyi görebiliyoruz. Ama ya onu batıran polisse? Bize hapishanelerin aşırı doluluğundan bahsediyorlar. Ama ya fazlasıyla hapsedilen nüfusun kendisiyse?