15 Nisan 2014 Salı

"Anlatılan Senin Hikâyendir" - Zelal Pelin Doğan



“ANLATILAN SENİN HİKÂYENDİR”

Zelal Pelin Doğan


            Temel bir hak olarak kabul edilen ve devlet tarafından kamusal bir hizmet olarak sunulan eğitim, iki karşıt statü yaratan bir süreçtir. Bu süreç, sistemli bir ezen-ezilen ilişkisi kurar. Kurulan bu ilişki biçimi birbirleriyle bilgi alışverişi yaparak öğrenme edimini gerçekleştiren özneler yerine öğreten öznenin karşısına öğrenen nesneyi koyarak bir erk yaratır. Eğitim sürecinde oluşturulan iktidar ilişkisi öğreten özne tarafından tek yönlü bilgi aktarımı, öğretilen bilginin sınanması; öğrenen nesne tarafından ise salt bilginin edinilmesi, edinilen bilginin sınavlarda kullanılması yöntemlerinden beslenir. Eğitim sürecine egemen olan bu ilişki biçimi ve yöntemler öğrenen nesneyi de öğreten özneyi de öğrenme edimine yabancılaştırır. Eğitimin mevcut niteliğinin yarattığı algı eğitimin, eğitimi gerçekleştirenler için kâr, eğitim hizmetinden yararlananlar içinse gelecekte elde edilecek kazanç olarak görülmesidir. Bu metalaştırmanın eğitim sürecindeki etkisi ise; soyut düşünmenin teşviki ve bütünsel gelişimini sağlayacak sanat, felsefe, edebiyat gibi alanların, tarihsel ve eleştirel bilgi biçimlerinin gözden düşmesi ve eğitimden dışlanması biçiminde ortaya çıkar. Eğitim ve eğitim sürecindeki kanıksanmış bu iki rol, sistemleştirilerek mekanikleşir ve yaratılan iktidar ilişkisiyle hiyerarşik bir biçimde de kökleştirilir.

Hukuk Öğretimi Nereye Gidiyor?- Bir Değerlendirme - Gökçe Çataloluk



HUKUK ÖĞRETİMİ NEREYE GİDİYOR?- BİR DEĞERLENDİRME


Gökçe Çataloluk


Eğitime ilişkin tartışmalarının kriz ve yeniden biçimlenme dönemlerinde yoğunlaşması doğal karşılanmalıdır. Özellikle iktidar paydaşlarından birinin “altın nesil” yetiştirme gibi bir vaadi ve “icra makamı”nın dabu vaat doğrultusunda eylemleri göz önündeyken. Yeniden biçimlendirilen eğitim sistemi ve onun temas ettiği bütün alanlar, eşyanın tabiatı gereği, ideolojik bir kurguyu temel alır. Buradan hareket edilirse, devlet ideolojisinin en sağlam taşıyıcısı olan hukukun öğretiminin düzenlenmesinin söz konusu biçimlendirme açısından iki kat önem taşıyacağı öngörülebilir.

1 Nisan 2014 Salı

Birey Olmak ya da Olmamak - Erdal Atabek



BİREY OLMAK YA DA OLMAMAK…*


Erdal Atabek





          ‘Birey olmak’ dendiği zaman toplumumuzda genel olarak anlaşılan ‘bencil olmak’, ‘yalnız kendisi için yaşamak’tır. Bu yanıyla da ‘birey olmak’ dendiği zaman aile değerlerini benimsememek, aileye bağlı olmamak, toplumunu önemsememek, toplumu için yapılacak işlere yakınlık duymamak çağrışımları yapar. Oysa ‘birey olmak’ bunlarla ilişkili olmayan önemli bir gelişimin açıklanmasıdır. Aslında kişinin ‘birey olmaması’ toplumun aile gibi, eğitim kurumları gibi toplumsal kurumlarının bireye yansıttığı bir engellemedir. Onun için de çocuklara karşı davranışlarımızda bu olguyu bilerek hareket etmemizin önemi büyüktür.

Derkenar 4 - Umut Koloş


Derkenar 4:
EĞİTİM DEĞİL!
umut.

Ezberci, anlamdan yoksun ve yoksunlaştırıcı, felsefesiz, mânâ kaygısı olmayan, ilgisiz, bireyci…
Genel olarak eğitim dendiğinde ve özelde hukuk eğitiminde, öğrenci cephesinden dile getirilen sıkıntıları böylece özetleyebiliriz.
Ezberci, tüketici, bilinçlenme çabasından yoksun, felsefesiz, mânâ kaygısı olmayan, ilgisiz, bireyci…
Genel olarak eğitim dendiğinde ve özelde hukuk eğitiminde, eğitimci cephesinden dile getirilen sıkıntıları böylece özetleyebiliriz.